15 Eylül 2016 Perşembe

Black Mirror (2011-)

Sürekli verilen uzun araların birinin daha sonundan merhaba! Yaz mevsimi artık bittiğine göre buraların eskisi gibi dolu dolu olacağına eminim. Buna seviniyor olsam da yeni bir sezonun açılıyor olmasına çok mutlu olduğumu söyleyemem. Hâl böyle olunca ben de kendimi dizilere verdim. Aslında izlediklerimi tek bir yazıda tamamen yazmak isterdim ama ne yalan söyleyeyim, yayın sayım artsın istediğimden hepsini tek tek yorumlayacağım.

Yorumlamalarıma, 7 çarpıcı bölümden oluşan ve kendini bir çırpıda izleten Black Mirror'la başlamak istedim. Muhtemelen bu isim size yabancı değildir, çünkü dizi yayınlandığı günden itibaren çok büyük ses getirdi. Channel 4'da yayın hayatına başlayan diziyi Netflix bünyesine kattı ve altısını 21 Ekim'de, diğer altısını da 31 Ekim'de yayınlamak üzere on iki bölümlük 3. sezonu yayınlayacağını açıkladı. Bu konuda fikirlerimi en son söyleyeceğimi belirterek dizi hakkındaki görüşlerime geçiyorum.

Genel olarak çok da uzak sayılmayacak geleceklerde, teknoloji ve teknolojinin epeyce etkilemiş olduğu insan ilişkilerini konu alıyor dizi. Her bölüm farklı oyuncular, farklı kurgular görüyoruz. Bu bambaşka bölümlerin ortak noktasıysa, bitirdiğiniz zaman birisi suratınıza okkalı bir tokat atmış gibi hissettiriyor olmaları. Daha önce kimsenin açıklık getirmemiş olduğu, kimsenin irdelemediği konuları ele almıyor. Zaten günümüz insanını daha gelişmiş gelecek insanı metaforunu -hatta belki de distopya denebilir- kullanarak eleştirdiği gayet ortada. Ama bu dizinin izleyicisine eleştirisini sunuş şekli çok başka, çok sert. Dizinin adı yani kara ayna diziyi tam anlamıyla özetliyor. Bu kara ayna da insana ağır gelebiliyor, ki ben pek çok bölümden sonra kendimi kötü hissettim. Ama sonucundaysa çok beğendiğim bir yapım olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. Çünkü çoğu bir yerden tanıdık olan oyuncularımız da dizinin senaryoları kadar başarılı. Hazır yeni sezon yoldayken ve bölüm sayısı bu kadar azken mutlaka izlemelisiniz.

Bölüm demişken, biraz da o konuya gelelim. Bu dizi yukarıda da belirttiğim gibi çok çarpıcı bir şekilde eleştirisini yaparken Netflix'e geçti. Diğer sezonlara göre şaşırtıcı olarak 12 bölümden oluşan bir yeni sezon bizi bekliyor. İlk duyulduğunda bu kulağa hoş geliyor olabilir ancak ben biraz tereddütteyim doğrusu. Seyirciye bir şeyler göstermekten ziyade ticari kaygıyla çekilebilecek olma ihtimalini düşünüyorum, ama umarım yanılıyorumdur.

Yazının devamı dizideki bölümler hakkında, diziyi izlemediyseniz okumayın derim :) 

Bing (Daniel Kaluuya) ve Abi (Jessica Brown Findlay), Fifteen Million Merits 
Pilot bölüm yani The National Anthem dizinin en çok ses getiren bölümü olsa gerek. Prensesi kaçıran bir teröristin, prensesi ancak canlı yayında başbakan bir domuzla birlikte olursa bırakacağını açıklamasıyla gelişen olayları ele alıyor sonuçta. Burada başbakanın domuzla birlikte olmasından ziyade kitle iletişim araçlarının insan üzerindeki gücünü görüyoruz. Bir yandan da "Gerçekten olacak mı böyle bir şey, olmaz herhalde ya? Yok artık!" diyoruz, ya da en azından ben diyorum. Sonuç olarak anlatmak istediğini çok başarılı bir şekilde anlatan ve etkileyici bir şekilde biten bir bölüm çıkıyor karşımıza.

Fifteen Million Merits benim bu dizideki favorim. Oldukça uzak bir gelecekteki bir distopya var karşımızda, ama asıl anlatılan olay bizleriz. Bizler de "puan" kazanmak için sürekli pedal çeviriyoruz. Bazen neden yaptığımızı bilmeden çeviriyoruz pedallarımızı. Bölüm boyunca süren onca etkileyici "gerçeklikten" sonra bir de sevdiği insanı kaptırdığı bu sisteme karşı olan Bing, yine karşı olduğu sistem tarafından bir nevi sahipleniliyor! Korkutucu bir bölüm olduğunu söylemem gerek çünkü her şey çok gerçekçi. 

1. sezon finali olan The Entire History of You fikir olarak çok doğru ve güzel olsa da, kurgu açısından başarılı değildi. Evet, hayatımızın her anını olmasa dahi büyük bir kısmını saklayabileceğimiz Grainlerimiz aslında sosyal medya formunda olarak var ve ilişkilerimize de bir şekilde etki ediyor. Ama ben dizide yaşanılan olaylarla sunulmasından ve eleştiriliyor olmasından hoşlanmadım.

2. sezonun bölümlerinin hepsinde tam anlamıyla bir eleştiri karşımıza çıkmıyor, daha çok şoke edici olayları izliyoruz. İlk bölüm olan Be Right Back olaylar açısından çok etkileyici ve favorilerimden biri. Bu bölümde çok üzüldüm ve bir yandan kendimi başkarakterin yerine koyarak düşünmeye çalıştım. White Bear ise baştan sona ürkütücü ve sarsıcı bir bölümdü. Dizinin en zayıf halkası olarak görülen The Waldo Moment'ın da elle tutulur pek bir yanı olduğunu düşünmüyorum. 3. sezon özel bölümü White Christmas'a gelirsek... Bu bölümden film bile yapılabilirmiş, başka da söyleyeceğim bir şey yok.

Konusu bizler olan bu nadide diziyi izleyin, izletin :)

4 yorum:

  1. İlk bölümünü izlemiştim bu dizinin, devamını bir türlü getiremedim :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzlemeni kesinlikle tavsiye ederim Kağıt Salıncak :) Devamında pişman olacağını düşünmüyorum.

      Sil
  2. Dizinin Netflix'e geçmesine ben çok sevindim ama o "İngiliz" özünü nasıl koruyacaklar onu daha çok merak ettim açıkçası.
    Bu arada yorumlarına kesinlikle katılıyorum. Ben de ilk izlediğimde hissettiğim şey kesinlikle "rahatsızlık"tı.
    Benim yorumlar da burada:)
    https://motionismyemotion.blogspot.com.tr/2015/02/dizi-black-mirror.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bunu düşünmemiştim, kesinlikle doğru aslında.
      Hemen göz atıyorum!:)

      Sil

Görüşleriniz benim için çok değerli :)