30 Ekim 2015 Cuma

Albert Camus - Yabancı

Özgün adı: L’Étranger
Yazarı: Albert Camus
Çeviren: Samih Tiryakioğlu
Sayfa sayısı: 110
Yayınevi: Can Yayınları
Fiyatı: 10,50 TL

1942'de yayımlanan Yabancı, romancı, tiyatro yazarı ve düşünür olarak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yalnız Fransa'da değil tüm dünyada kuşağının sözcüsü ve yol göstericisi olarak kabul edilen Albert Camus'nün, ilk ve en çok ses getiren yapıtıdır. Romanda, bir Arap'ı öldüren ama bu suçtan çok, gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için dışlanan bir "yabancı" aracılığıyla, XX. yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşma anlatılır. Bir türlü ele geçirilemeyen "anlam"ın sürekli aranışını, bilincin toplumdan ve dış dünyadan kopuşunu, topluma yabancı duran kahramanın çevresiyle ve toplumla arasındaki çatışmayı anlatan roman, büyüleyici gücünü arka plandaki derin ve suskun acıdan alır. Camus, genç kahramanı Meursault'nun dış dünya ile arasına koyduğu mesafeyi, kendine ve topluma yabancılaşmasını, annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşmasını ustalıkla dile getirir. (arka kapaktan)

Etkileyici olduğu kadar karmaşık bir kitap okudum şu iki gün içerisinde. Bitirdiğimde hemen sindiremedim, bu yüzden bir gün kitap üzerinde düşünmem gerekti. Yine de pek başarılı bir yorumlama yapamadım.

Gayet açık cümlelerle ve başarılı tasvirlerle ilk bölüm başlıyor, yani kitabın ilk yarısı. Bu ilk yarısına dek bu yabancıyı tanıyoruz. Kitap asıl ikinci yarısında başlıyor. Meursault yabancıdır; çünkü bir amaç doğrultusunda yaşamamaktadır. Sadece yaşamaktadır. 

Benim için sarsıcı, ters köşe eden bir kitap oldu. Bir yandan da rahatsız edici bir şekilde gerçekçiydi. Çünkü oldukça içten bir kitap; siz de kitabın içtenliğini ve gerçekçiliğini her kelimede hissediyorsunuz. Kitabın bu kadar ses getirmesi hiç şaşırtıcı değil.

Söyleyecek fazla bir şeyim yok doğrusunu isterseniz, okuyarak çok şey kazanmış olursunuz diyerek sonlandırayım en iyisi.

"Ben öldükten sonra insanların beni unutacaklarını nasıl çok iyi anlıyorsam, bunu da kendim için öyle doğal buluyordum. Ölümümden sonra insanların artık benimle hiçbir alışverişi kalmıyordu. Hatta bunu düşünmenin bile acı olduğunu söyleyemezdim. Aslında, insanın eninde sonunda alışmayacağı hiçbir düşünce yoktur."

"İnsan madem ki ölecektir, bunun nerede ve nasıl olacağının önemi yoktur, apaçık bir şeydir bu."

4 yorum:

  1. Paris'te Geceyarısından sonra Camus. Blogunuzun müdavimi olma yolunda ilerliyorum şuan :) Camus beni en çok etkileyen düşünürlerden biri. Kitapları hem uzun değil hem de basit fakat çarpıcı bir dille yoğrulmuş. Felsefe kitaplarındaki ağdalı ve yeryer zorlayıcı ifadelerden uzak Camus'nün kitapları. Hesse gibi. Mann gibi. Bu isimleri okumak zevk veriyor; aynı zamanda ürkütüyor da insanı. Yabancı'yı sevsem de benim en sevdiğim kitapları Mutlu Ölüm ve Düşüş'tür. Mutlu Ölüm'ü Yabancı'nın hemen ertesinde okumanızı fazlasıyla öneririm çünkü bir yerde ilişkili her ikisi de. Ama Mutlu Ölüm'ü daha çarpıcı ve korkutucu bulmuştum zamanında.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten sevindim :) Haklısınız, basit fakat çarpıcı tamamen onun üslubunu açıklıyor. En azından okuduğum ilk kitabında:) Düşüş kitabı şu an bende var, ancak Mutlu Ölüm yok. Öneriniz için çok teşekkür ederim, kesinlikle dikkate alacağım ve en kısa zamanda kitabı edineceğim.

      Sil
  2. Bu kitabı ben de geçen aylarda okudum ve blogumda yazdım ama blogumda yazı sadece bir paragraftı. Kolay okunan, insanı etkileyen ve güzel bir kitap ama iş kitabı anlatmaya gelince ben de zorlanmıştım ki ben genellikle uzun yazarım :-) Hatta kısa yazmak için kendimi zorlarım ama bu kitap hakkında ne yazacağımı bilememiştim. Bu yüzden sizi anlıyorum. Kısaca herkes okumalı desek yeter bence :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hemen bulup okuyacağım :) Tek olmamama sevindim doğrusu. Katılıyorum, herkes okusun! :))

      Sil

Görüşleriniz benim için çok değerli :)