7 Eylül 2015 Pazartesi

Grave of the Fireflies (1988)

Adı: Grave of the Fireflies / Hotaru no Haka
Hikaye: Akiyuki Nosaka
Yönetmen / Senarist: Isao Takahata
Seslendirenler: Tsutomu Tatsumi, Ayano Shiraishi, Yoshiko Shinohara, Akemi Yamaguchi
Süresi: 89 dakika
IMDb puanı: 8,5
Ülke: Japonya

YORUMUM:

2. Dünya Savaşı esnasında saldırı altındaki Japonya'da yaşayan on dört yaşındaki Seita ve dört yaşındaki kardeşi Setsuko'nun babası askerdedir, anneleri ile birlikte yaşamaktadırlar. Yaşadıkları şehir Kobe bombalanınca annelerini de kaybederler ve teyzelerinin evine gitme kararı alırlar. Başlangıçta kendilerine iyi davranan teyzeleri savaşın da etkisiyle zamanla onlara kötü davranmaya, söylenmeye başlar. Böylece iki kardeş şehrin dışında bulunan eski bir sığınağa giderler ve bu sefer de orada yaşam mücadelesi verirler.

Ancak filmin sonu, henüz filmin başlangıcında gösterilmiştir...
Dünya üzerindeki en acıklı ve sarsıcı animasyon olarak kabul edilen bir filmden bahsediyoruz. Ayrıca kısmi olarak da otobiyografik bir romandan uyarlama. Zaten çok gerçekçi, bunu filmdeki her anda hissedebiliyorsunuz.

Savaş çok korkunç bir şey. Özellikle ülkemiz şu an böyle bir haldeyken burada bundan bahsetmem gerektiğini düşünüyorum, savaşın nasıl olduğunu gösteren böylesine acı bir filmi yorumlarken. Yapılan savaşlarda, mücadelelerde olan çocuklara oluyor. Annesiz, babasız, aç, susuz, bitkin teker teker hayata gözlerini yumuyor çocuklar; henüz hayatlarını yaşamadan. (Savaş dediğimiz şey uğruna gerçekten mücadele etmeye değecek bir şey olduğunda yapılır, koltuğunu kaptırmak istemeyenler için değil. Ki artık bulunduğumuz zaman itibariyle savaş değil, barışı tercih etmeli ve herkesle huzur içinde yaşayabilmemiz gerekiyor.. Bunu da not düşmek istiyorum.) Ben ve birçoğumuz savaşın ne olduğuna dair aslında fikir sahibi bile değiliz, çünkü yaşamadık. Yaşamak da nasip olmasın zaten. Ancak bu filmi izleyerek az çok ne olduğunu görebiliyoruz, çünkü olanlar bu.

Henüz filmin başında istasyonda ölen birkaç kişiyi görüyoruz, bu kişilerden birinin cebinden bir şeker kutusu çıkıyor. İstasyon görevlisi bu şeker kutusuna baktıktan sonra kutuyu dışarı atıyor ve sağlıklı, küçük bir kız çocuğu kutuya doğru eğilirken ondan büyük bir erkek çocuğu da kızla beraber metroya biniyor ve o andan itibaren onların hikayesini izliyoruz. Filmi izlerken gözyaşlarıma hakim olamadım, ancak filmi izledikten sonra başını da izlediğim an iki kat daha fazla ağladım doğrusu. Çünkü başında gösterilen o sağlıklı bireyler, Seita ve Setsuko'nun ruhları. Onların öleceğini başından beri bilerek izledim, ancak yine de ölmeseler, yaşasalar diye bir umut da vardı tabii.

Çok güzel sahnelere de imza atmış Isao Takahata. Bunlardan biri benim için Setsuko'nun ateşböceklerine mezar yapması ve "Ateşböcekleri neden bu kadar çabuk ölmek zorunda?" demesiydi. En anlamlı, en acıklı sahne benim için bu oldu.

Başarılı çizimleri, başarılı konusu ve muhteşem işleyişiyle beni epey etkiledi. Tebrik ediyorum ve bir kez daha savaşa hayır diyorum.

PUANIM:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Görüşleriniz benim için çok değerli :)