4 Temmuz 2015 Cumartesi

Reservoir Dogs (1992)

Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: Harvey Keitel, Tim Roth, Michael Madsen, Steve Buscemi, Chris Penn, Lawrence Tierney, Edward Bunker, Quentin Tarantino, Kirk Baltz
Süresi: 99 dakika
IMDb puanı: 8,4
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri


YORUMUM:

Joe Cabot ve oğlu Nice Guy Eddie, birbirlerine tamamen yabancı olan 6 kişiden oluşan banka soygunu ekibi kurar. Ancak soygun esnasında işler ters gider ve polisler anında gelir. Bu da aralarında bir "köstebeğin" olduğunu fark etmelerini sağlar ve herkes birbirinden şüphe duyar.

IMDb Top 250'de 78. sırada yer alan filmin yönetmeni, senaristi ve küçük bir rolle oyuncusu Tarantino, filmde usta oyuncu Harvey Keitel'ın büyük desteğini almış. Zaten yapımcı kendisi. Keitel'ın desteği, oyuncular ve Tarantino'nun o zamana göre sıradışı olan senaryosu bir anda Tarantino'yu üne kavuşturmuş. Filmle alakalı kısa bir not olsun bu da.

Filmde muhteşem diyaloglara imza atıldığını düşünüyorum, kesinlikle sizi sıkmayan ancak düşündüren. Hatta sırf diyalo
Tim Roth (Mr. Orange) ve Harvey Keitel (Mr. White),
çekim arkasından
gları daha iyi anlayabilmek için bir kez daha izlemek gerekebilir. Hepsi dahice. Girişte bahsedilen iki konu olan Madonna'nın şarkıları ve garsona bahşiş mevzusunun akıcılığı sizin hemen ilginizi çekiyor zaten, o andan kazanıyor film.

Biraz da oyunculardan bahsetmek istiyorum. Keitel yani Mr. White, final anına dek muhteşemdi. Psikopatın teki olan Mr. Blonde (Vic Vega) da, -Pulp Fiction'dan tanıdığımız Vincent Vega'nın abisi- rolündeki Michael Madsen'ı tebrik etmek gerek sanırım. Bir insan bu kadar mı iyi psikopat olur? Filmle bütünleşen kulak kesme sahnesinde bunu tamamen gösteriyordu zaten. Ve benim gerçek hayatta favori oyuncularımdan olan Steve Buscemi, filmde sürekli profesyonel kalmaya çalışan Mr. Pink'e tamamen layıkıyla hayat vermiş.

Ve filmdeki en büyük, en iyi oyuncu: Tim Roth; Mr. Orange rolüyle. Kendisi o kadar iyi oynuyor ki Tarantino onu iki sene sonra Pulp Fiction'da yine muhteşem bir karakterle almış. Filmin genelinde ağır yaralı Mr. Orange'ı, ve "köstebeği" oynayan Tim Roth, oyunculuk performansıyla ağzınızı açık bırakıyor. Zaten filmin açılış müziğinde kendisinin ismi ayrı yazılıyor, bunu tamamen hak ettiğini görmüş oldum. Tüm oyunculuklar doğal, karakterle özdeşleşmiş ve gerçekten başarılı.

Soundtrackleri de benim çok hoşuma gitti. Kamera, çekim açıları, ses efektleri da başlı başına Quentin Tarantino ile özdeşleşen olaylar. Bu filmi Pulp Fiction ile karşılaştırdığım zaman, bu film daha üstlerde olmayı hak ediyor diyebilirim. Ve Tarantino'yu kesinlikle öveceğim, kendisinin esinlenmiş olduğu filmleri izlemedim ve kendisine "çalmış" diyen kişilere izlesem bile katılabileceğimi sanmıyorum. Çünkü, kendi tarzını oluşturmuş bir yönetmen olduğu belli. Herkes gibi esinlendiği yerler olmuş olabilir, bunlardan kendi tarzını sentezlediğini düşünüyorum.

Son olarak, filmin sonunda Mr. Pink'e ne olduğunu anlayamamıştım, ancak sesleri biraz duyunca onu polisler yakaladı mı yoksa öldü mü diye kuşkulanmıştım. IMDb'de bu konu şöyle aydınlatılmış: "Quentin Tarantino'ya göre, Mr. Pink aslında yaşıyor. Bunu arkaplan seslerini artırarak doğrulayabilirsiniz: Mr. Pink, elmaslarla beraber binadan kaçarken polislerin ona ellerini aşağı indirmesi için bağırdığı duyuluyor. Silah atışları duyuluyor, sonra Mr. Pink vurulduğunu bağırarak söylüyor. Pink'in tutuklanışıyla polislerin birbirleriyle konuşmalarını duyabilirsiniz." Umarım doğru çevirmişimdir. Bunu okuduktan sonra biraz üzülmedim değil, keşke Pink elmaslarla beraber kaçabilseydi.


PUANIM:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Görüşleriniz benim için çok değerli :)